11 Kasım 2010 Perşembe

Ceza Muhakemesi Kanunu ve Adli Kolluk: Adli Kolluk Amirleri, Sorumluları ve Görevlilerinin Belirlenmesi


1. Giriş

Bu makalenin amacı, 5271 sayılı yeni Ceza Muhakemesi Kanununa göre adli kolluk amiri, adli kolluk sorumlusu ve adli kolluk görevlilerinin kimlerden oluştuğunu ortaya koymaktır. Zira yeni CMK’ya göre, bir suç soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcılarının doğrudan adli kolluk sorumlusu ve adli kolluk görevlileri ile çalışması gerekmektedir. Adli kolluk amirine ise C. Savcısı gerektiği zaman adli konularda emir verebilecektir.


2. Ceza Muhakemesi Kanunda Adli Kolluk Süreci
                                                                                        
Hatırlanacağı üzere, adli kolluk yeni CMK’nın sancılı doğan düzenlemelerindendir.  Bunun sebebi, Adalet Bakanlığının, adli kolluk olarak sadece C. Savcısına bağlı ve C. Savcısından emir alan özerk bir yapı oluşturmak istemesidir.  Amaçlanan düşünceye göre, kolluk, adli ve idari kolluk olmak üzere organik olarak ikiye bölünecek, adli kolluk özlük hakları bakımından İçişleri Bakanlığına bağlı kalmaya devam ederken, diğer alanlarda bulunduğu bölgedeki C.Başsavcılığına bağlanacaktı.  Adli kolluğun belirlenmesinde C. Savcıları söz sahibi olacak, adli kolluk idari kolluk görevi yapamayacak, adli görevi ile ilgili kendi sıralı amirlerinden ve mülki amirden emir almayacaktı.
Batı uygulamalarında tamamen terk edilen ve hiçbir ülkede uygulaması bulunmayan bu düşünce, İçişleri Bakanlığının haklı olarak tepki göstermesi üzerine terk edilmiştir.  Gerçekten de, organik olarak adli kolluk-idari kolluk ayrımı bir çok sakıncaları içermektedir.
İlk olarak, adli kolluk ve idari kolluğunu sorumlu olduğu adli ve idari görev ayrımını tam olarak ve kesin hatları ile yapmak mümkün değildir.  Diğer bir ifade ile adi görev ve idari görev iç içe geçmiştir. Örneğin, toplumsal olaylarda güvenliğin sağlanması idari bir görevdir.  Fakat, bir toplumsal olay sırasında suç işlenmesi durumunda olaya müdahale edilerek suç işleyenlerin yakalanması işlemi adli bir olaydır. Yine, aynı şekilde, devriye gezme işlevi idari bir görevdir.  Devriye sırasında suça şahit olunması durumunda şüphelilerin üzerinin aranması ve yakalanması işlemi ise adli bir olaydır.  Adli kolluk-idari kolluk ayrımının benimsenmesi halinde, bu durumlarda, idari görev gören kolluğunu adli olaylara müdahale edememesi gerekir. 
İkinci olarak, Batı uygulamaları göstermiştir ki, idari kolluk, karşılaştıkları adli olaylara adli kolluğun görevi olduğu düşüncesi ile müdahale etmemiş, adli kolluk da yapması gereken idari işleri, idari  kolluğun görevi olduğu düşüncesi ile idari kolluğa havale etmiş, bu da ülkede güvenlik zaafı doğurmuştur. Bu durum, ülkemizde trafik polisi açısından  yaşanmaktadır.  Trafiğe bakan polis, PVSK ek m.4 gereği, görevli olduğu mülki sınırlar içerisinde karşılaştıkları adli olaylara müdahale etmesi gerekirken, kendi görev alanını sadece trafik faaliyetleri ile sınırladığından,  adli olayları görmemezlikten gelmektedirler. 
Üçüncü olarak, bu tip bir ayrım, kolluk içerisinde ideolojik ve sınıfsal bir bölünme potansiyel riskini barındırdığından tehlikelidir.
Dördüncü olarak, adli görevin ifası sırasında suç işleyenler hakkında C. Savcısınca doğrudan dava açılabildiğinden, kural olarak, uygulamada, kimse adli kolluk olarak çalışmak istemeyecektir. Adli kolluk görevini cazip hale getirmek için alınacak tedbirler her iki kolluğu farklı ve sınıfsal bir yapılanmaya itecektir.
Bu nedenlerle, neticede bizde de, adli kolluk ile idari kolluk ayrımı organik bir ayrım olarak benimsenmemiştir. Bu tercih, aslında, uygulamanın daha önce olduğu gibi devamı demektir. Değişen tek şey, adli kolluk olarak nitelenmesi gereken kolluğun kimlerden oluştuğunun netleştirilmesi ve C. Savcılarının kiminle çalıştığını daha net olarak bilebilecek konuma gelmesidir. Ayrıca, C. Savcıları, her yılın sonunda adli kolluk sorumluları hakkında değerlendirme raporu düzenleyecek ve bu rapor verilecek sicile esas alınacaktır. Bu da, adli kolluk sorumlularının ve altındaki personelin C. Savcıları ile  daha yapıcı ve birlikte suç soruşturması yürütebilmeleri için önemlidir.
Fakat, kanımızca, adli kolluk ile ilgili düzenlememeler, hala, C. Savcılarının fikri alınmadan adli kolluk sorumlularının ve personelinin her an değiştirilmesinin mümkün olması, adli kolluk sorumluları ve personelinin verimli olmamaları halinde değiştirilmesi noktasında C. Savcılarının söz sahibi olmaması ve adli kolluk talebinin arkasında yatan esas düşünce olan, C. Savcılarının hukuku ve suç soruşturmasını iyi bilen uzmanlaşmış personelle çalışma imkanın sağlanamaması noktalarında eksiktir.


3. Ceza Muhakemesi Kanunda Cumhuriyet Savcısı Adli Kolluk İlişkisi

Yeni CMK’ya göre, suç soruşturmasını sadece C. Savcıları başlatabilir. 1412 sayılı CMUK’da bulunan 156. maddenin bilinçli olarak yeni CMK’ya alınmaması ve hemen hemen her kolluk yetkisinin kullanılması C. Savcısının talebine bağlanması karşısında, kolluğun kendiliğinden suç soruşturmasını başlatması imkansız hale gelmiştir.  Meşhut suç durumunda da, kolluğun sadece, suçun faillerini yakalama yetkisi olup, bundan başka yapacağı her işlem için C. Savcısından “nokta emir” alması gerekir.  
Bu düşünce de, CMK’nın kanunlaşması aşamasında eleştirilmiş olmasına rağmen,  bu eleştirileri, Adalet Bakanlığı ve ilgili komisyonlar ve neticede kanun koyucu tarafından ciddiye almamıştır. Her ne kadar CMK’nın gerekçesinde veya başka bir şekilde başka bir yerde dillendirilmiş olmamakla birlikte, bu değişikliğin arkasında, kolluğun C. Savcıları aracılığı ile kontrol edilerek, hukuka ve insan haklarına dayalı bir soruşturma modeli geliştirme çabası bulunduğu söylenebilir.
Fakat, kırsal ve kentsel kesimi ile, ülkenin tamamında her soruşturmanın 3.000 civarındaki C. Savcısı CMK’da öngörüldüğü şekli ile yürütülmesi mümkün değildir. B CMK’yı hazırlayanların bir fantezisidir ve böyle kalmaya devam edecektir. CMK’nın bu hali ile uygulanabilmesi için her polis ve jandarma karakolunda veya polis merkezinde ve her suçla mücadele şubesinde bir savcının bulunması gerekir.  Bunun da, yaklaşık 15-20 bin arası C. Savcısı demek olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca, CMK’nın öngörüsünün gerçekleşmesi, C. Savcılarının suç soruşturması konusunda eğitim almalarına ve daha da önemlisi suç soruşturmasının başına geçme konusunda istekli olmalarına bağlıdır.  Bizce, hakimlerle aynı eğitimi alan, aynı stajı yapan, aynı işyerini ve lojmanı paylaşan ve daha da önemlisi bir hukuk adamı olarak yetişen C. Savcılarının kendilerini kolluğa değil de, hakimlere daha yakın hissetmeleri ve dolayısıyla kollukla beraber olmamak için odalarından çıkmamaları ve hakimlerin bulunduğu kürsüden inmemeleri noktasındaki her türlü direnci göstermelerinden daha tabii bir şey olamaz.  
Nitekim, CMK’nın yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, C. Savcılarını suç soruşturmasının başına geçirilmesi düşüncesi hayata geçirilememiş, kolluk, genel olarak, CMK’nın öngörüsünün aksine, kamu düzeninin bozulmasına göz yummama adına, olaylarla ilgili her türlü tedbiri C. Savcısına sormadan almaya devam etmekte, C. Savcıları da kendi işlerinin kolluk tarafından yapılıyor olmasından memnuniyet duymakta, oluşan bu dayanışma çerçevesinde, C. Savcıları odalarında oturmakta, kollukta sokakta soruşturmayı yönlendirmeye devam etmektedir.  Esasen tabii olan ve AB ülkelerindeki uygulamada budur. AB üyesi ülkelerde de, C. Savcısının bir soruşturmayı bizzat yürütmesi ve her soruşturma tedbiri için özel emir vermesi istisna olup terör ve organize suçlar gibi istisnai durumlarla sınırlıdır.
Diğer bir ifade ile, CMK, C. Savcılarını kürsüden indirmeyi başaramadığı gibi odalarından çıkarmayı da başaramamıştır.  Bunu başarması da zor gözükmektedir. Zira, diğer AB üyesi ülkelerinden farklı olarak, bizde de suç araştırması ve itham fonksiyonun birleşmesi ve birleştirilmesi için bir sebep yoktur.  Dolayısıyla, C. Savcılarının, odasından çıkmayıp, suç soruşturmasını odasından yönlendirmek istemesi ve her soruşturma işlemi için kendisinin aranmaması noktasındaki eğilimi anlaşılır bir yaklaşımdır. 
Burada, esasında anlaşılamayan, önemli önemsiz ayrımı yapmadan, her soruşturma işlemi için C. Savcısının emrini arayan, gecikmesinde sakınca olan hallerde dahi kolluğun C. Savcısı adına işlem yapmasını yasaklayarak her geçen gün daha iyi hukuk ve insan hakları eğitimi alarak kalitesini yükselten 400.000 civarındaki kolluk görevlilerini tamamen etkisiz ve pasif hale getirme sonucu doğuran kanun koycunun yaklaşımıdır.
CMK’nın bu yeni yaklaşımı çerçevesinde, bir suçun işlendiğini öğrenen C. Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerekir. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. (CMK m.160)  Dolayısıyla, suç soruşturması sırasında şüphelinin haklarının garantörü C. Savcısıdır.
Bu durumda, her nasılsa, bir kolluk görevlisi bir suçtan haberdar olmuş ise, hemen C. Savcısını durumdan haberdar edecek ve yapacağı her işlem ile ilgili alacağı ayrı ayrı emirlere göre hareket edebilecektir.
Kanun koyucu, bir suç haberini alan kolluk görevlisinin ne yapması gerektiğini düzenleyen eski 156. maddeyi yeni kanuna almamakla, bir suçla ilgili kolluğun tek başına harekete geçemeyeceğini ve kolluğun C. Savcılığından bağımsız olarak bir anlam ifade etmediğini vurgulamak istemiştir. 
Cumhuriyet savcısı, bir suç soruşturması sırasında, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir ve bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. (CMK m.161)
Adlî kolluk görevlileri, ise, C. Savcısının emri üzerine, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. (CMK m.161/2) [1]
Cumhuriyet savcısı, her olayla ilgili, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı, acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. (CMK m.161/3) C. Savcısının verdiği her emrin yazılı hale getirilmesi mecburiyeti, suç soruşturması ile ilgili her emrin ve yapılan işlemin yazılı olmasının bir gereği gibi gözükse de, aslında bu düzenleme, uygulamadaki bir problemin çözümünün reçetesidir.
Gerçekten de, uygulamada kolluğun karşılaştığı problemlerden birisi de, C. Savcısının verdiği emirleri yazılı hale dönüştürme alışkanlığının bulunmaması ve özellikle, emrin uygulanmasında hukuka aykırı bir durum ile karşılaşıldığında, kolluk ve C. Savcısı arasında, verilen emrin içeriğinin yanlış anlaşıldığı tartışmalarının doğmasıdır. Bu da, kuşkusuz, suç soruşturmasını işbirliği içinde yürütmesi gereken, kolluk-C. Savcı ilişkilerini zedelemektedir.
Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Sulh ceza hâkimi, istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir. (CMK m.162)
Suçüstü hâli ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, Cumhuriyet savcısına erişilemiyorsa veya olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet savcısının iş gücünü aşıyorsa, sulh ceza hâkimi de bütün soruşturma işlemlerini yapabilir. Kolluk âmir ve memurları, sulh ceza hâkimi tarafından emredilen tedbirleri alır ve araştırmaları yerine getirirler. (CMK m.163)
Esasen, burada geçen “C. Savcısına erişilemiyorsa” ifadesi kanunun kendi mantığı ile çelişmektedir. Suç soruşturmasının başına getirilen ve her emir için ulaşılması mümkün olması gereken C. Savcısına nasıl ve neden ulaşılamayacağı izah isteyen bir konudur. Kendisine ulaşılamayan bir kişi nasıl olup da soruşturmanın amiri olacaktır? Acaba, burada, kanun koyucu, gerçekleştirmek istediği amacın aslında bir hayal olduğunu öngörmekte ve  farkında olmadan bu düşüncesini kanuna mı yansıtmaktadır? Burada, kullanılması gereken ifade daha önce olduğu gibi “gecikmesinde sakınca olan hallerde” tabiridir.


4. Adli Kolluk Görevlisi

Adli kolluk görevlilerinin kimler olduğu CMK m.164’de tanımlanmıştır.  Buna göre,

Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve  2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.

Burada atıf yapılan Emniyet Teşkilatı Kanununun 9/C maddesinde adli kolluk tanımlanmış, “asgari tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde, adli işlerle uğraşmak üzere Emniyet Umum Müdürlüğünce kadrodan ayrılan bir kısım” olduğu belirtilmiştir.
Adli Kolluk Yönetmeliği (AKY) de adlî kolluk görevlilerinin kimler olduğunu belirtmemiş, adli kolluk görevlilerinin tanımı, CMK m.164’de atıfta bulunulan kanunlarda tanımlanan soruşturma işlemlerini yapmak üzere, tâbi oldukları atama usulüne göre görevlendirilen komutan, âmir, memur ve diğer görevlileri ifade eder şeklinde geçiştirilmiştir.
Adli Kolluk Yönetmeliğinin 4 üncü madde birinci fıkra (a) bendinde de adli kolluğun “asgari tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde” görevlendirileceği hüküm altına alınmıştır.
Belirtilen düzenlemeler uyarınca adli kolluk görevlileri, il ve ilçe teşkilatları bünyesinde kurulu bulunan polis karakolları ile polis merkezi amirliklerinde, adli kısım/büroda görevli olanlar, suça el koyan grup görevlileri ile karakol veya polis merkezinin amirleridir.
            Fakat, CMK’daki ve adli kolluk yönetmeliğindeki adli kolluk ile ilgili bu tanım ve düzenlemeler eksiktir. Zira, bu tanım ve düzenlemeler, polis karakolları ile polis merkezleri dışında çalışan ve adli görev ifa eden kolluk görevlilerini dışarıda bırakmaktadır.  Olması gereken, sadece polis karakollarındaki ve merkezlerindeki değil, bir il veya ilçe emniyet müdürlüğüne bağlı olarak çalışan ve adli görev ifa eden herkesin adli kolluk görevlisi olarak tanımlanmasıdır. Bu şekilde, kaçakçılık, organize suçlar, terör, asayiş gibi suçla mücadele eden birimlerde çalışan amir ve memurların da adli kolluk tanımı içine dahil edilmesi gerekir. Aksi takdirde, bu birimlerde çalışanların C. Savcısından bağımsız çalışması gibi bir durum ortaya çıkacaktır.
            Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesine göre ise adli kolluk görevlilerinin tanımında bir problem yoktur.  Bu maddeye göre, jandarmanın,
            ……………

b) Adli görevleri; İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek(tir).

            Buna göre, suç sonrası görev ifa eden her jandarma personeli adli kolluk görevlisi sayılmaktadır.
            İlçe Jandarma bölük komutanlığının, İlçe Jandarma Bölük Komutanı dışında kalan, Subay ve Astsubayları ile Uzman Jandarma, erbaş ve erleri, adli görevlerin yerine getirilmesi bakımından adli kolluk memuru sayılırlar. (JTGYY m.148 (c)) Bu maddeye göre, ilçe Jandarma Bölük Komutanı da, adli kolluk memuru olmamakla birlikte, genel tanım gereği, adli görev ifa ettiği için adli kolluk görevlisidir.
            Fakat, uygulamada, Jandarma Genel Komutanlığının yazılı bir emri ile, 1. tim komutanı ve yardımcısı da adli kolluk  görevlisi olarak belirlenmiştir. Bu emir de, diğer adli görev gören komutan ve erleri dışarıda bıraktığı için eksik bir düzenleme içermektedir.
            CMK’ya göre, sadece adli görev ifa eden kolluk görevlileri değil, gerektiğinde veya Cumhuriyet Savcısının talebi halinde, diğer kolluk görevlileri de adli kolluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu durumda, kolluk görevlileri hakkında, adli görevleri dolayısıyla bu Kanun hükümlere uygulanır. (CMK m.165)
Cumhuriyet Savcıları, adli görevlere ilişkin emir ve talimatlarını öncelikle adli kolluk sorumlularına veya adli kolluk görevi ifa eden diğer birim amirlerine verir. (AKY m.5(a)) Cumhuriyet savcılarınca, adli görevler ile ilgili emir ve talimatlar zorunluluk bulunmadıkça, kolluk birimlerinin aralarındaki işbölümü ile kolluk teşkilatlarının görev ve yetki alanları gözetilerek verilir. (AKY m.5(c))
Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılacaktır ve adlî kolluk görevlileri Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirmek zorundadır. Adlî kolluk-idari kolluk ayrımı fonksiyonel bir ayrım olduğu için, adli kolluk görevlileri adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrinde olmaya devam edecektir. (CMK m.164)
Adlî kolluk, bağlı bulunduğu kolluk teşkilâtının bir parçası olup, öncelikli görevi, karşılaştığı suçun işlenmesini önlemektir.[2] Adlî kolluk görevlilerine, adlî görevi bulunmayan üstleri tarafından, yürütülen soruşturma ile ilgili emir ve talimat verilemez. Adlî kolluk görevlileri, kadrolarında yer aldıkları birimlere mevzuatla verilmiş ve adlî görev kapsamı dışında kalan diğer görev ve hizmetleri de yerine getirirler. Adlî kolluk görevlilerinin özlük hakları, bağlı oldukları teşkilât tarafından yürütülür. (AKY m.5)
Adlî kolluk birimlerinde görev yapacak personelin konusunda uzmanlaşması için mümkün olduğunca aynı veya benzer görevlerde çalışması için kendi teşkilâtlarınca gerekli  tedbirler alınır. Adlî kolluk görevlileri, yürütülecek soruşturmalarla ilgili olarak, katılacakları meslek içi kurslar sonunda belirli branşlarda ihtisaslaşırlar. Meydana gelen olayın özelliğine göre, kolluk âmiri, soruşturma esnasında ihtiyaç duyduğu konularda ihtisaslaşmış personeli görevlendirerek soruşturmanın daha kapsamlı yapılmasını sağlar. (AKY m.12)
Cumhuriyet Başsavcıları ve Cumhuriyet Savcıları;
a) Adlî kolluk hizmetlerinin etkin ve verimli yürütülebilmesi amacıyla, adlî kolluk görevlilerince ifa edilen adlî işlemleri her zaman denetler.
b) Yürütülen soruşturma evrakını gerektiğinde ilgili adlî kolluk biriminde inceleyerek, soruşturmaya ilişkin eksik gördüğü hususların ikmalini emredebileceği gibi, soruşturma evrakı ve taraflarının bulunduğu hâl üzere Cumhuriyet başsavcılığına intikal ettirilmesi talimatını da verebilir.
Cumhuriyet Başsavcıları veya Cumhuriyet Savcıları adlî görevlerinin gereği olarak, gözaltına alınan kişilerin bulundurulacakları nezarethaneleri, varsa ifade alma odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma sürelerini, gözaltına alma ile ilgili tüm kayıt ve işlemlerini denetler, sonucunu nezarethaneye alınanların kaydına ait deftere kaydeder. (AKY m.13)
Soruşturma yapmak üzere, Emniyet Genel Müdürlüğünce, asgarî tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde, Jandarma Genel Komutanlığınca, asgarî tam teşekküllü bir jandarma karakolu bulunan yerlerde, Sahil Güvenlik Komutanlığınca, asgarî sahil güvenlik bot komutanlıklarının bulunduğu yerlerde, Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğünce, gümrük muhafaza müdürlüğü ile müstakil bölge ve kısım âmirlikleri bulunan yerlerde, mevcut imkanlar ölçüsünde yeterince adlî kolluk personeli görevlendirilir. (AKY m.4)
C. Savcısı jandarmaya adli emir vermek istemesi halinde, bu istekler, İlçe Jandarma Bölük Komutanına yazıyla iletilir. Önemli ve ivedi durumlarda bu silsileye uyulmadan, sözlü olarak iletilen istekler; görev istenen makam ve memurlarca, yazılı istekler gibi yerine getirilir. Böyle durumlarda sözlü istekte bulunan Cumhuriyet Savcısı, İlçe Jandarma Bölük Komutanına ivedilikle bilgi vererek, isteğini en kısa sürede yazıyla doğrular. (JGTYY m.149)
Ayrıca soruşturma sırasındaki tutuklu ve acele işlerde, olayın sanık ve tanıkları, Cumhuriyet Savcılığının yazılı istekte bulunması üzerine belirtilen gün, saat ve yerde, adli kolluk makam ve memurlarınca hazır bulundurulur. Bu konuda sözlü istekte bulunulamaz. Ve sözlü istekler yerine getirilemez. Bu yazılı istekler, kanunen yetkili bir merciin emri niteliğinde olup, gereğinde zor kullanılarak yerine getirilir. (JGTYY m.149)
Adlî kolluk görevlilerinin nitelikleri ve bunların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimi, diğer hizmet birimleri ile ilişkileri, değerlendirme raporlarının düzenlenmesi, uzmanlık dallarına göre hangi bölümlerde çalıştırılacakları ve diğer hususlar, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Adalet ve İçişleri Bakanlıklarınca müştereken çıkarılan Adli Kolluk Yönetmeliğinde belirlenmiştir. (CMUK m.167)


5. Adli Kolluk Amiri

CMUK m.154/4’de olduğu gibi, CMK’ya göre de, Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. (CMK m.161/5)
Bu fıkranın anlamı, bir il veya ilçedeki en yüksek kolluk amirinin adli görevi 1412 sayılı CMUK dönemindeki gibi devam ettiğidir.  Bu görev devam ettiğinden dolayı, C. Savcıları bir suç soruşturması ile ilgili olarak, o yerin en büyük kolluk amirine  emir verebilir.
Bu kolluk amirinin polis açısından il emniyet müdürü ve ilçe emniyet müdür olduğunda şüphe yoktur. Jandarma açısından ise durum tartışmalıdır. Zira, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunun, Disiplin ve soruşturma usullerini düzenleyen aşağıdaki 15 (e) maddesi;

Adli hizmetlerden doğan suçlarda; ilçe ve merkez ilçe jandarma bölük komutanları ile bu hizmetleri vekaleten yürütenler hakkında 1412 sayılı "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu" nun 154/4 üncü maddesi gereğince 24/2/1983 gün ve 2802 sayılı "Hakimler ve Savcılar Kanunu" nun 82 ve müteakip maddelerinde gösterilen hakim ve savcıların tabi oldukları muhakeme usulü uygulanır

            hükmüne göre, ilde  merkez ilçe jandarma komutanı ve ilçelerde ilçe jandarma bölük komutanı hakim ve savcıların yararlandığı soruşturma izni zırhından yararlandığı için, il jandarma alay komutanlarının adli görevi olmadığı ve dolayısıyla adli kolluk amiri olmadığı ileri sürülmektedir.
Fakat, Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 14 maddesinde görev, yetki sorumlulukları belirtilen ve “il içindeki bütün jandarma iç güvenlik birliklerinin sorumlu amiri ve komutanı” olarak tarif edilen il jandarma alay komutanının adli konularda C. Savcısına karşı tamamen sorumsuz olduğunu düşünmek doğru olmayacaktır. Zira, il jandarma alay komutanı, CMK m.161/5’de işaret edilen ve  Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 14.maddesinde de doğrulanan jandarmanın bir ildeki en üst dereceli kolluk amiridir.
Ayrıca, 14.maddeye göre, il jandarma alay komutanın; 
…..
(f) İl içindeki Jandarma birliklerinin mülki, adli, askeri ve mesleki görevlerine ilişkin görev ve işlemlerin tam, doğru ve zamanında yapılmasını sağlamak, denetlemek, yanlış ve eksikliklerin nedenlerini inceleyerek gidermek, gerektiğinde soruşturma yapma

görevi vardır.  
            Maddenin bu fıkrasına göre, il jandarma alay komutanın, ilçe ve merkez ilçe jandarma bölük komutanlarına ve daha alt rütbedekilerini adli konularda görevin gereği gibi yapılmasını sağlama görevi ve dolayısıyla adli konularda  emir verme yetkisi olduğuna göre suç soruşturmasının tek patronu durumundaki C. Savcılarından, gerektiğinde, emir de alabilmesi gerekir.
            Zira, bir memurun aynı konuda emir vermeye yetkili iki amiri olamaz. Yani , ilçe ve merkez ilçe jandarma bölük komutanlarına ve daha alt rütbedekilerine, aynı konuda il jandarma alay komutanı ve C. Savcısı iki farklı emir verirse hangisi uygulanacaktır? Burada yürütülmesi gereken doğru mantık, kendinden daha alt rütbedekilerine adli konularda emir verebilen jandarma alay komutanının vereceği emri suç soruşturmasının tek patronu C. Savcısından almasıdır.
             Bu durumda, ilçe Jandarma bölük komutanlarını Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 15 Maddesinin (e) fıkrasında Hakimler ve Savcılar Kanununa tabi  tutarak soruşturma izni alınması mecburiyeti getirilirken, adli konularda sorumluluğu olduğu görülen il jandarma alay Komutanlarına aynı korumanın sağlanmaması bir eksiklik gibi görülebilir. Fakat, il jandarma alay komutanın bir ildeki en üst rütbeli kolluk amiri olduğu kabul edilirse, onun da CMK m.161/5 gereği adli konularda emir verirken işlediği suçlardan dolayı dava açılabilmesi için Adalet Bakanlığından izin alınması gerekecektir.
            Ayrıca, jandarma teşkilatı görev ve yetkileri yönetmeliğine göre il jandarma alay komutanının görevleri arasında adli görev olmaması il jandarma alay komutanını C. Savcılarının emir zinciri dışında tutmanın bir mazereti olamaz.  Zira, hiçbir komutan kendisi adli görev ifa etmez, ifa edilmesi için emir verir.  Nitekim adli konularda emir verme yetkisi il jandarma alay komutanın kendisine kanunda tanınmıştır. Aksi takdirde, aynı mantıkla, il ve ilçe emniyet müdürlerinin de, hiçbir kanun ve yönetmelikte adli görev ifa etmesine yönelik bir hüküm olmadığından adli görevi olmadığını varsayıp C. Savcısının denetiminin dışında tutmak gerekir.
Bu nedenle, Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanununa dayanarak çıkarılan yönetmeliğin 148. maddesinde yer alan, “her ilçedeki asliye mahkemesi teşkilatının yanında bulunan, ilçe Jandarma bölük komutanları, o ilçe bakımından Jandarmanın adli kolluk amiridir” hükmü eğer il jandarma alay komutanını adli amir olarak görmüyorsa, bu hüküm hem dayanak olarak kabul ettiği kanuna hem de CMK m.161/5’deki düzenlemeye aykırıdır.
            Adli kolluk amirlerinin görevlerini ifası sırasında işlemiş olabilecekleri suçlardan dolayı izlenecek usul 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 82.maddesi ve devamında düzenlenmiştir.
Buna göre, adli kolluk amirleri hakkında inceleme ve soruşturma yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır. Adalet Bakanı, inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakim ve savcılar aracılığıyla yaptırabilir. Soruşturma ile görevlendirilen hakim ve savcılar, müfettişlerin 101. maddedeki yetkilerine haizdir. Adli kolluk amirlerinin savunmaları, soruşturmayı yapan görevlilerin üç günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirttiği bir tarihte alınır.  Süresi içinde veya belirtilen tarihte savunmasını yapmayan, bu hakkından vazgeçmiş sayılır. Adli kolluk amirlerinin suçlarına iştirak edenler aynı soruşturma ve kovuşturma usulüne tabidir.
            Adli kolluk amirleri hakkında işledikleri adli suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde, evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. C. Savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, kovuşturmanın açılmasına veya kovuşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir.
İddianamenin bir örneği hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde bulundurulur ve soruşturma gerekirse Başkan tarafından derinleştirilir.
Adalet Bakanlığının 01.01.2006 tarih ve 15 sayılı genelgesi gereğince, kovuşturma izni üzerine, en yakın ağır ceza mahkemesince kovuşturmanın açılmasına ilişkin mahkeme kararı ile kovuşturmanın açılmasına yer olmadığına dair veya yargılama sonunda verilen mahkeme kararının kesinleşmiş tasdikli bir suretinin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ve disiplin yönünden değerlendirilmek üzere İçişleri Bakanlığına gönderilmesi gerekir.

6. Adli Kolluk Sorumlusu

CMK’nın yeni ihdas ettiği müesseselerden birisi de, adli kolluk sorumluluğu müessesesidir. Aslında olması gereken adli kolluk amirinin adli kolluk sorumlusu olarak kabulüdür. Fakat, CMK, adli kolluk sorumlusu diye adli kolluk amirinden farklı bir isim kullanarak, adli kolluk sorumlusu ile adli kolluk amirinin aynı kişi olmadığının işaretini vermektedir.
Kanun koyucunun, adli kolluk amirini aynı zamanda adli kolluk sorumlusu olarak kabul etmemesinin bir çok sebebi olabilir; 
Bunlardan birincisi, bir ildeki en yüksek kolluk amirlerinin C. Savcısının doğrudan emri altında çalışması demek, o kolluk amirinin, özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük illerde 24 saat elinde telsiz C. Savcısının emrinde, masasının başında olması veya C. Savcısının istediği yerde olmak üzere her an hazır beklemesi  demektir.  Bu da, kolluk amirlerinin adli görevinin dışında kalan ve toplam iş yükünün 3-4 katı daha fazlasını oluşturduğu iddia edilen idari işlerine vakit ayıramaması  demektir. 
Üçüncü olarak, kolluk amirlerinin C. Savcılarına duyduğu güvensizliktir. Kolluk amirleri kendilerini, uygulamada, bir ilde güvenliğin sağlanmasında bağımsız bir varlık olarak görmek istemekte, Adalet Bakanlığının izni ile de olsa, C. Savcılarının her an haklarında dava açabilecek durumunda olmalarını, otoritelerini gölgeleyen bir unsur olarak görmektedirler.
Fakat, bir ildeki en yüksek kolluk amirlerinin adli kolluk sorumlusu olmaması demek adli görevinin ve dolayısıyla adli sorumluluğunun olmadığı anlamına gelmemelidir.
Aksi takdirde, bir suç sonrası olay yerine gelen il emniyet müdürünün, daha alt rütbede olan emrindeki şube müdürlerine ve kolluk görevlilerine adli konuda hiçbir emir verememesi ve olay hakkında bilgi elde etmek için hiçbir soru soramaması gerektiği gibi mantıksız bir sonucu kabul etmek gerekir.
C. Savcıları da, kural olarak adli kolluk sorumluları ile çalışmakla beraber, gerektiğinde yürütülen bir suç soruşturması ile ilgili il emniyet müdürleri ve jandarma alay komutanları ile görüş alışverişinde bulunabilmeli ve yapılması gerekenlerle ilgili emir verebilmelidir. Aksi takdirde, CMK m.161/5’de, adli görev sırasında suç işleyen bir il veya ilçedeki en yüksek kolluk amirlerine getirilen “soruşturma izni zırhının” bir anlamı kalmayacaktır. 
Fakat, burada eleştirilmesi ve sorulması gereken, suç soruşturmasını doğrudan yürüten adli kolluk sorumlularına, adli kolluk amirlerine verilen CMK 161/5’deki korumanın neden verilmediğidir. Bu şekilde, adli kolluk sorumluluğu uygulamada, kimsenin üstlenmek istemediği riskli bir görev olarak kalacaktır.
Gerçekten de, CMK’ya göre, Cumhuriyet Başsavcıları her yılın sonunda, o yerdeki adlî kolluğun sorumluları hakkında değerlendirme raporları düzenleyerek, mülkî idare amirlerine (illerde valilere, ilçelerde kaymakamlara) göndereceklerdir. (CMK m.166)  
Değerlendirme raporlarında, adlî kolluk görevlilerinin soruşturma ve kovuşturma işlemlerindeki ehliyetiyle bu işlemlerde gösterdikleri çalışkanlık, iş disiplini ve başarı durumlarına yer verilir.  Bu değerlendirme raporları ilgilinin sicilinin düzenlenmesinde dikkate alınır. Birden fazla Cumhuriyet başsavcılığının yetki çevresinde faaliyet gösteren adlî kolluk sorumluları hakkında, değerlendirme raporları her yıl sonunda diğer yer Cumhuriyet başsavcılıklarının görüşü de alınarak adlî kolluk biriminin merkezinin bulunduğu yer Cumhuriyet başsavcısı tarafından düzenlenir. (AKY m.11)
Adli Kolluk Yönetmeliğinde, adlî kolluk sorumlusu, İçişleri Bakanlığına bağlı Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Gümrük Müsteşarlığı tarafından atamalarındaki usule göre görevli adlî kolluğun komutanını/âmirini ifade eder denerek adli kolluk sorumlusunun kim olduğu belirtilmemiştir. (AKY m.3)
            Şu anda, Adli Kolluk Sorumlularının kimler olması gerektiğini belirleyen ve uygulamayı şekillendiren 06.07.2005 tarih ve 69 sayılı İçişleri Bakanlığı Genelgesidir. Söz konusu Genelgeye  göre,
İl Emniyet Müdürlüklerinde; ağırlıklı olarak adli kolluk görevlerini ifa eden (Asayiş, Kaçakçılık, Narkotik, Mali, Organize, Terörle Mücadele) Şube Müdürlüklerindeki şubelerin müdürleri adli kolluk sorumlusu olarak kabul edileceklerdir.
İlçe Emniyet Müdürlüklerinde; yukarıda sayılan Şube Müdürlüklerinin uzantısı olan Büro Amirliklerinden sorumlu bulunan Emniyet Amiri veya İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı veya vekili (en az başkomiser rütbesinde) adli kolluk sorumlusu olacak, Emniyet Amiri veya İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı (en az başkomiser rütbesindeki vekili) bulunmayan İlçe Emniyet Müdürlüklerinde, İlçe Emniyet Müdürü adli kolluk sorumlusu kabul edilecektir.
İlçe Emniyet Amirliklerinde ilçe Emniyet Amirleri adli kolluk sorumlusu olacaklardır.
Bu çerçevede, Genelgeye göre,
(1) Mülki makamlar, yukarıda belirtilen adli kolluk sorumlularının isimlerini, bu sorumluların görev yaptıkları yerdeki yetkili Cumhuriyet başsavcılarına bildirileceklerdir. Her yılın sonunda, adli kolluk sorumluları hakkında düzenlenen değerlendirme raporları, bu personelin sicil amirlerine yine mülki idare amirleri tarafından intikal ettirilecektir. 
(2) Adli kolluk görevlileri, diğer görevlerini üstlerinin emrinde olarak, ilgili diğer birimlerdeki kolluk görevlileri ise, adli kolluk görevlerini Cumhuriyet savcısının emirleri doğrultusunda yürüteceklerdir.   
            (3) İl emniyet müdürleri ile görevlendirdikleri müdür yardımcıları ve adli kolluk sorumlusu olmasalar dahi ilçe emniyet müdürleri, diğer görevlilerin yanı sıra adli kolluk görevlileri üzerinde gözetim, denetim, planlama ve gerektiğinde diğer idari yetkilerini kullanacaklar, önleyici ve diğer idari hizmetlerle birlikte adli kolluk hizmetlerinin de etkinlik ve verimliliğini, mevcut imkanlar ölçüsünde arttırıcı tedbirleri uygulamaya sokacaklar, hiyerarşik bakımdan mülki idare amirlerinin emrinde, Cumhuriyet başsavcıları ile yakın diyalog içinde çalışacaklardır.
(4) Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Adli Kolluk Yönetmeliğinin 9 ve 10 uncu maddeleri uyarınca düzenlenecek hizmet içi eğitim programları, diğer personelin de gerektiğinde adli kolluk görevini ifa edebileceği göz önüne alınarak, geniş kapsamlı planlanacak (nitekim ceza mevzuatının yürürlüğe girmesinden sonra yaklaşık 60 bin personele eğitim verilmiştir), Merkezden yapılan eğitim planlama ve uygulamalarının yanı sıra il ve ilçe emniyet müdürlükleri tarafından, Cumhuriyet Başsavcılığının da görüşlerini alarak eğitim faaliyetleri sürdürülecektir.
Jandarma açısından adli kolluk sorumluları ise, yüzbaşı veya binbaşı rütbesinde olması gereken fakat teğmen veya üsteğmenlerce de vekaleten yürütülebilen, illerde merkez ilçe jandarma bölük komutanı ve ilçelerde ise ilçe jandarma bölük komutanıdır. Albay rütbesindeki il jandarma alay komutanı adli kolluk sorumlusu değildir.
            Uygulamada, Jandarma Genel Komutanlığının yazılı bir emri ile, Merkez ilçe ve ilçe jandarma bölük komutanlarının yanında jandarma karakol komutanları da adli kolluk sorumlusu olarak belirlenmiştir.


7. Sonuç

Tüm çevreleri tatmin ediyor gibi gözükmese de, bizde de, yeni CMK sonrası, suç soruşturmalarını yürüten adli kolluk adı verilen bir birim vardır.  Fakat, bu birim, genel kolluğun içinden ayrılarak kurulmuş bir birim değildir.  Yeni CMK yürürlüğe girmeden önce de adli görev ifa eden kolluk birimleri adli kolluk olarak kategorize edilmiş ve bu birimlerin bu görevleri sırasında C. Savcısının emrinde olduğu kabul edilmiştir.
Fakat, adli kolluk görevlilerinin idari görevlerinin de bulunması normal karşılanmış, bu görevleri sırasında da kendi amirlerinin emrinde olacağı vurgulanmıştır.  Bununla beraber, adli görevi olmayan idari kolluk görevlileri de, gerektiğinde veya C. Savcısının emri doğrultusunda adli görev ifa edebileceklerdir.
Bu, bugün için, tüm AB üyesi ülkelerinin uyguladığı ortak formülasyondur. Bu formülün, başka türlü kurulması da mümkün değildir.
Fakat, gerek polis ve gerekse jandarma için, adli kolluk amiri ve adli kolluk sorumlusunun kim olması gerektiği konusundaki tartışmalar bitecek gibi gözükmemektedir. Bizce, yukarıda izah edildiği üzere, il emniyet müdürleri ile il jandarma alay komutanı adli kolluk sorumlusu olarak belirlenmiş olmasalar ve dolayısıyla C. Savcısı ile doğrudan çalışacak kişiler statüsünde bulunmasalar  bile, CMK’da işaret edilen, bir ildeki en üst rütbeli adli kolluk amirleridir.
Bu nedenle, C. Savcılarının bir suç soruşturması ile ilgili bir ildeki en üst rütbeli adli kolluk amirlerine emir vermesi gayet normal olup, olması gereken bir durumdur. İl emniyet müdürlerinin ve il jandarma alay komutanlarının altlarına adli konularda emir vermesini kabul ederken C. Savcılarından emir almalarını kabul etmemeyi demokratik hukuk devleti kuralları ile izah etmek mümkün değildir. Aynı şekilde, genelge ve emirlerle, C. Savcılarının emrine verilen adli kolluk görevlilerini sınırlı sayıda tutma eğilimini anlamak ve anlatmak zordur.
Kişi ve kurumlar arasındaki Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bankalığı genelgelerine de yansıyan görünürdeki güvensizliğin çözümü, kanunlarda değil, kurumları temsil eden ve kanunları uyguma konumundaki kişilerin demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü  özümseyip, hayat biçimi olarak kabul etmelerindedir.  Bunun için ise, zamana ihtiyaç vardır.  Görünen o ki, bu zaman dilimi geçene kadar, bu konudaki tartışma devam edecektir.


[1] CMUK m.156’nın bilinçli olarak CMK’ya alınmaması karşısında, CMK m.161’in ikinci fıkrasının birinci fıkradan bağımsız olarak yorumlanmaması gerekir. Zaten, bir maddeye ait fıkranın, madde başlığı ve kendisinden önce veya sonra gelen fıkra dikkate alınmadan yorumlanması düşünülemez.
[2] Adli kolluk görevlisi suç sonrası suçla mücadele eden kolluk görevlileri olduğundan öncelikli görevi suçu önlemek olmaz.  Fakat, kanımızca burada anlatılmak istenen, adli kolluk idari kolluk ayrımının göreve ilişkin bir ayrım olduğu, adli kolluk görevlilerinin idari, idari kolluk görevlilerinin de adli görevinin devam ettiğidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder